Ağrısız Doğum Hakkında
DOĞUM sancılarını azaltmak için savaş çok eski tarihlere kadar uzanırsa da, etkili sonuçlar alınmaya başlanması yüzyıl kadar önceye rastlar. Bu mücadelenin gerçek anlamıyla 1847 yılının 4 Kasım akşamı geç vakit İskoçya’nın Edinburg şehrindeki bir evin yemek odasında başladığı söyleyebiliriz.
Bu yemek odasında üç adam, önlerinde bir yığın bardak, masanın çevresine oturmuşlardı. Bu üç adamdan koca kafalı, saçı başı darmadağın, gözleri heyecanla parıldayanı, kötü kokular saçmakta olan birtakım şişelerle uğraşıyor, tadlanna bakacakmış gibi içlerindekini azar azar bardaklara boşaltıyordu. İlk bakışta bu üç kişinin şarap uzmanı oldukları ya da gençlik iksirini bulmaya çalıştıkları sanılabilirdi pekala. Oysa onlar bardaklardaki sıvıları içeceklerine, eğilerek koklamakla yetinmekteydiler. Bu garip ayin uzun zamandır sürüp gitmekte, ama ne koklarlarsa koklasınlar bekledikleri gerçekleşmemekteydi.
Bardaklardan birine tatlı kokular çıtaran bir madde doldurdukları o akşam daha ilk solukta hepsini garip bir neşe
havası sardı; ikinci koklayışta kaçınılmaz bir uyku ihtiyacına kapıldılar ve üçüncü bir soluğu ancak çekmişlerdi ki, hepsi birden 2-3 dakika sonra uyanmak üzere serilip uyuyakaldılar. Sir James Y. Simpson yemek masasının başında iki arkadaşı ile birlikte kloroformun bayıltıcı etkisini böylece bulmuş oldu.
Bugün bile her anne, doğum ağrılarını azaltmak için yeni bir uyuşturucu madde bulmaya bir hayat vermiş bu büyük Iskoçyah bilim adamına bir şey borçludur. Ne var ki, Simpson’u çetin bir mücadele bekliyordu. Doğum ağrılarının kloroform ile azaltılabileceğini ilan eder etmez din adamlarından, halktan ve bazı doktorlardan şiddetli itiraz sesleri yükseldi. «Doğal bir olay olan doğum ağnlannı gidermeye kalkışmak doğaya karşı gelmektir,» deniliyordu. Simpson bunlara karşılık, «yürümek de doğaldır, fakat içinizden hanginiz yüz kilometrelik bir yolculuk yapmanız gerektiğinde yürümek doğaldır diye bir vasıtaya binmeyi göze alır?» diye soruyordu.
Papazların, bu tür anestezinin dine aykın olduğu iddialanna da din kitaplarında «ilk ameliyat» ve «ilk anestezi» den söz eden bölümleri örnek alarak cevap veriyordu: «O zaman her şeye kadir Tanrı, erkeği derin bir uykuya soktu, kaburgalarından bir tanesini aldı ve yarayı tekrar kapattı.» ((üenesis 2).
Daha birçok sayısız itirazlar yapıldıysa da, Simpson hepsine uygun cevabı verdi ve din adamlannın her yeni buluşa karşı çıktıklarını eklemeyi de unutmadı. Sözgelimi, çiçek aşısı bulunduğu zaman birçokları bunun dine karşı, ilahi kadere meydan okumak, dolayısıyla büyük günah olduğunu söylemişlerdi. Simpson bu kargaşalıkta çatalın başına gelenleri de hatırlatmış, ilk zamanlar bu yeniliğin insanın parmaklannın doğal hareketlerine bir tecavüz kabul edildiğini, birçok din adamı tarafından kullanılması günah sayıldığını söylemişti.
Bu yüzyıllık tartışmalar günümüze dek süregelmiştir. Ağrısız doğum bugün bile felsefî bir sorun olarak tartışılmaya devam edilmektedir. Bazılarına göre, doğum sırasında kadının en hafif bir ağrı bile duyması gereksizdir. Belde duyulan ilk ağrı ile birlikte gebenin bir iki hap sayesinde derhal uyutulduğu ve uyandığında bebeğini kucağında bulduğu gibi hikayeler anlatılmaktadır. Böyle vakalar duyuldukça ya da okundukça, bu yöntemin herkeze uygulanabileceği, gerek anne, gerekse çocuk için hiç bir sakınca bulunmadığı izlenimi uyanmakta ve böyle doğurtulmamış bir kadına hain bir doktor tarafından boşuna işkence edildiği anlamı çıkartılmaktadır.
Diğer başka yazılarda ise, ağrısız doğum yapan kadının yalnız ruhu zenginleştirip kemale erdiren bir deneyden yoksun kalmış olmayıp, ayrıca kendi rahatı için çocuğunun hayatım tehlikeye soktuğu, dolayısıyla bencil ve korkakça davrancşğı öne sürülmektedir.
Bu alanda tecrübeli ve ünlü doktorlar arasında ağrısız doğum yapmanın mümkün olup olmadığı konusunda hala fikir birliği bulunmadığı için anne adayının kime başvuracağını,
neye inanacağını bilmemesine şaşmamalıdır.
Doğum süresince Ağrıların Ayrıldığı Üç Bölüm: Ağrısız doğum konusunda gerçek payı nedir? Sorunun açıkça anlaşılabilmesi için doğum ağrılarını üçe ayırarak inceleyeceğiz. İlk dönemi «başlangıç ağrıları» meydana getirir ve bunlar uzun saatler boyu devam ederler. Bu ağrılar hafiftir, ender olarak şikayet edilir. Hatta doğumevine gitmeyi gerektirecek kadar şiddeüendikleri zaman bile, kadınların çoğu kitap okuyarak, örgü örerek ya da herhangi başka bir uğraşla oyalanabilirler. Bu ağrıların bir yaran, gebeye artık doğumun başladığım haber vermelidir. Gerçekten de bu ağrılar olmaksızın doğum başlasaydı, çocuklar hiç de elverişli olmayan yerlerde dünyaya gelirlerdi.
Bunlardan sonra ikinci dönem ağrıları gelir. Bu devrede ağnlar daha şiddetli olup, 6 ile 10 saat arası sürerler. Bu dönem, daha önce gördüğümüz açılma döneminin hemen hemen tamamını içine alır ve açılma en son noktaya vardığı zaman ağnlar da azami şiddetlerine ulaşırlar. Bu dönemi ileride tekrar ele alacağız.
Üçüncü dönem bebeğin doğumudur. Daha önce söylediğimiz gibi, yarım saat ile iki saat arasında devam eder. Bugün vakaların hemen hepsinde, bu safhada anestezi usullerinden herhangi biri ile yardım edilmekte ve başın çıkmasına yakın, anestezi daha da derinleştirilerek gebe tamamen uyutulmaktadır. En çok kullanılan uyuşturucu, protoksit dazot gazı (güldürücü gaz) dır. Dölyatağı ağzının açılması en son noktaya yaklaştığı zaman, yani ağnlar iyice arttığında bu gaz koklatılmaya başlanır ve doğumun bitimine kadar devam edilir. Her ağn geldiği zaman bu gazdan bir miktar koklatılır ve ağnlar arasında gebenin tekrar uyanmasına izin verilir. Aynı maksat için bazen eter kullanılır. Ancak, eter etkisini daha yavaş gösterir; bu madde genillikle anesteziyi derinleştirmek ve doğuranı tam uyutmak için protoksit dazot ile birlikte doğumun sonunda bebeğin başı çıkacağına yakın kullanılmaktadır. *
Gerek protoksit dazot gazının, gerekse eterin her ağn sırasında uygulanmasının ve çocuğun çıkışına yakın daha da derinleştirilen narkoz sayesinde doğumun son döneminin hemen hemen ağn duyulmadan geçiştirilmesinin mümkün olabildiği artık anlaşılmış bulunmaktadır. Bu yöntemin, annenin sağlıklı olması ve bebeğin olgun bulunması şartıyla, her ikisi için de sakıncalı olmadığını doktorlann çoğu kabul etmektedir.
* Damak yolu ile verilen uyutucu maddeler gitükçe daha fazla kullanılmaktadır.
Başlangıçtaki hazırlayıcı ağrıların rahatsız etmeyecek kadar hafif olmaları, son dönemdeki şiddetli ağnlannın da emniyetli bir anestezi sayesinde hissedilmemeleri sağlandığına göre, sorun ortadaki açılma dönemi ağalarıdır ki, bugün bile tartışma konusu olan bu ağrılardır. İkinci dönemde eter kullanmanın yarardan çok zaran vardır. Çünkü, doğumu geciktirir. Protoksit dazot da bu devrede başanyla kullanılamaz. Yine de bu dönem için deri altına şırınga edilebilecek ya da ağızdan alınan birtakım ilaçlar vardır. Bu ilaçlardan bazıları ağrıları hafifletmekte, bazılan da ağrının sonradan hatırlanmasını önlemektedir. Şimdi bu ilaçlann yararlarına ve sakıncalarına kısaca bir göz atalım:
Morfin ve Türevleri: Açılma döneminde ağnları hafifletmek için en çok kullanılan madde, deri altından yapılan morfindir. Bir doz yaklaşık olarak 1 saat için ağnların daha az duyulmasına yardımcı olmaktadır. Bu kadan bile, doğuranı iki ağrı arasında uyutacak kadar bir rahatlık ve sükunet sağlamaya yetmektedir. Öte yandan, anne adayının bazı koşullar altında morfin kullanmasının sakıncalı olduğu bilmesi gerekir. Bütün ilaçlar gibi, morfin de anneden çocuğun kanına kanşabildiği için, eğer doğum zamanından birkaç hafta önce başlamışsa, yani çocuk tam olgunlaşmamışsa bu ilacın kötü etkisine karşı kendini koruyamayacağı için doğumdan sonra nefes alamama boğulma gibi tehlikeler beklenebilir. Bazı vakalarda, morfinin doğumu geciktirici bir etkisi olduğu da görülmüştür.
Yarım Uyku Haii: Yarım uyku (sommei! cepuscuiaire, tvvilight sleep) denen anestezi yönteminde morfine «skopolamin» maddesi de ilave edilmekte ve gebenin hafızası uyuşturulmaktadır (amnezi). Bu şekilde, anestizi ile ağrıların yok edilmesinden ziyade, bunlann sonradan hatırlanmaması sağlanmakta, bir çeşit unutkanlık, hafıza yokluğu yaratılmaktadır. Bu yoldan tedavi gören bir gebe, bağırmak, yüzünü buruşturmak ya da herhangi bir şekilde ızdırabını belirtmekle birlikte, uyandıktan onra bütün doğum süresince hiç bir ağn duymadığını, hiç bir şey hatırlamadığını söyler. Bu yöntem, yirminci yüzyılın başında Almanya’da uygulanmaya başlanmış ve 1915 yılında Amerika birleşik Devletleri’nde çok tutulmuştur. O zamanlar, bugün de olduğu gibi, ağrısız doğumu öven yazarlar, sorunu tam anlamıyla kavramış değillerdir. Doktorlar kadar bu yazarlar da yan uyku yönteminin doğumdan sonra bebeğin solunum sistemi üzerindenki zararlı etkisini, özellikle vaktinden önce doğan bebekler üzerindeki etkisini bilmiyorlardı. Yine de bugün bile bu yöntem birçok doktor tarafından uygulanmaktadır. Ne var ki, çok büyük dikkat ve muhakeme gücü ister.
Tarihsel açıdan yan uyku yönteminin bulunuşu büyük önem taşır, çünkü bu sayede doğumlann ağnsız olabileceği herkesin dikkatini çekmiş ve bugün kullandığımız daha geliştirilmiş yöntemlerin bulunmasına yol açmıştır.
Makat yolu île Eter Vermek: Yan uyku yönteminin modası geçtikçe, aşağı yukan kırk yıl kadar önce, ağnlan gidermek için, yeni bir teknik ortaya çıkmıştır. Bu da, bir miktar zeytinyağında eritilmiş eteri makat yolu ile şınnga etmektir. Bu usul, vakalann %80 kadannda basarı sağlar ve ne anne, ne de çocuk için bir tehlike söz konusu değildir. Bugün artık ağnlar bir taraftan makat yolu ile hafiflelilirken, bir taraftan da hafızayı silen ilaçlar verilerek doğumlann hemen hemen çoğunluğunun ağnsız seyretmesi sağlanmaktadır.
Barbitürikler: Barbitürik deyiminden uyku verici etkileri olan ve asit barbitürikten elde edilen maddeler anlaşılır. Bu guruptaki ilaçlann başlıcalan Lüminal, Barbital, Sodyum amital, Sekonal, Nembutal… dir. Bunlar tek başlanna, ya da skopolaminle veya makattan eter verilmesi tekniği ile birlikte uygulanabilir. Elde edilen sonuç yan uyku halinin hemen hemen aynıdır. Ağnlann hafiflemesi ve hafıza yokluğu, yani amnezi. Sonuç genellikle doyurucudur: Anne ağnlannı hiç hatırlamaz ve doğumdan bir iki saat sonra yatağında uyanır.
Bu ilaçların bebek özerinde hafif sersemletici etkileri olduğu bir gerçektir. Ancak geniş istatistikler sayesinde anlaşılmıştır ki, olgun ve normal yoldan doğan çocuklar açılma döneminde bu tür bîr uygulamaya iyi dayanabilmektedirler.
Paraldehid: Kötü kokusuna rağmen bu madde doğum ağrılarını gidermek için gittikçe sık olarak kullanılmaktadır. Güllaç ya da şurup biçiminde ağız yoluyla ya da makattan uygulanır. Hatta şarap ya da suya kanştınlarak tadı değiştirildikten sonra da verilebilir. Barbitürikler gibi etki yapar.
Spinal ve kodal Anestezi: Birçok kemik halkasının birbiri üzerine oturmasından meydana gelen bel kemiğinin görevlerinden biri de, vücudun çeşitli bölümlerinin duyularını beyne ileten sinirleri korumaktır. Bu sinirlerden birçokları beyne soğuk, sıcak ağrı gibi muhtelif duyulan bildirirler. Eğer bu sinirlerden birkaçı herhangi bir anestezik madde ile uyuşturulursa, algıladıkları mesajları iletemez olurlar ve dolayısıyla bu sinirlerin faaliyet gösterdikleri bölümlerdeki duyular beyne erişemez.
Spinal ve kodal anegezimn esası bu olaya dayanmaktadır. Her iki usulde de uyuşturucu madde sinirlerin geçtiği bel kemiği boşluğuna verilmekle ve o bölümdeki sinirleri sararak bir süre için uyusturmatadır. Her iki anestezide hasta bilincine tamamen sahiptir. Ancak, dölyatağı ve dölyolundan gelen duyulan beyni kaydeonemeksadir.
Spinal anestezide ilaç bel civarından doğrudan doğruya kemik kanalının içine verilir. Bu yöntem ya çocuğun başımn çıkmak üzere olduğu zaman ya da doğumun bitimine birkaç saat kala yapılır.
Kodal aneztezkle ilaç daha aşağıdan, bel kemiğinin en alt kısmında bulunan bir kemik aralığından (kuyruk sokumu)
zerkedilir. Uyuşturucu etkisi hafiflemeye başladıkça, belirli aralarla madde tekrar tekrar zerkedilerek kodal anestezi sürdürülür; 6-8 ve daha fazla saat devam ettirilebilir. Kodal anestezi usulü 1942 yılında ilk kez kullanılmaya başlandığı zaman halk tarafından olağanüstü bir yöntem olarak kabul edilmiş ve uzun zamanlardan beri araştırılan ağnsız doğum için ideal tekniğin nihayet oluşturulduğu sanılmıştı. Ancak, zamanla ve tecrübeler arttıkça bu yöntemin de «ideal» olmadığı, bazı vakalarda tam başarı sağladığı ve fakat kendine göre ciddi sakıncalan bulunduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda sayılagelen çeşitli uygulamalar ister tek başına, ister bir diğeriyle birlikte kullanılabildiklerine göre, doğumun açılma döneminde başvurabileceğimiz birden fazla tekniğe sahibiz demektir. Ancak, belli bir sorun için çeşitli çözümler ileri sürüldüğü durumlarda, bu çözümlerin hiç birinin tam basan sağlamadığı ihtimali akla gelir.
Bu gerçek, doğumda kullanılan teknikler için de geçerlidir, hiç biri sakıncasız değildir. Hiç birinin bütün vakalar için ve bazı durumlarda anne ve çocuk için ufak da olsa tehlikesiz olduğu söylenemez. Yine hiç birisi, bazı istisnalar dışında, bir hastane ortamında ve devamlı kontrol altında olmadan kullanılamaz. Bu nedenlerle bazı doktorlar bu yöntemlere başvurulmasının doğru olup olmadığı konusunda hala kararsızdırlar. Bütün bunlar göz önüne alınınca, sizin ağnsız doğum yapıp yapamayacağınız hakkında karar verecek kişinin ancak doktorunuz olabileceğini sanırım siz de kabul edeceksiniz. Sorunu diğer bir açıdan ele alırsak, ağnsız doğum yapan kadınlann sayısının gün geçtikçe artmakta olduğunu görürüz. Geniş statistiklerin gösterdiğine göre, iyi bir kontrol altında ve gerektiği gibi uygulandıklan sürece, uyuşturucular gerek anne, gerekse çocuk açısından iyi sonuçlar sağlamaktadırlar. Kadın-doğum uzmanlan, doğumların tamamını ya da büyük bir bölümünü ağnsız geçiren kadınlanın sayıca artmasından sevinç duymaktadırlar. Yakın bir gelecekte daha büyük ilerlemeler kaydedileceği şüphesizdir. Çünkü, bu konu üzerinde adeta bâr araştırıcı ordusu, daha geliştirilmiş ve daha yeni yöntemler bulmak için sürekli olarak çalışmaktadır.
Bütün bu nedenlerle bugünün anne adayı artık doğum olayını gönül rahatlığı içinde, adeta aldırmazlıkla düşünebilir. Son dönemde duyulan en şiddetli ağrılar hemen tamamen ortadan kaldınlmakta, açılma ağnlan da saymış olduğumuz yöntemlerden biriyle çok hafıfleyebilmektedir. Gerçekten de, doğumdan duyduğunuz korku, dişçiye giderken duyduğunuz korkudan daha fazla olmamalıdır. Eğer ağnlannız dayanılmaz hale gelirse doktorunuza söyleyin; büyük bir ihtimalle ya onlann şiddetini az altacak ya da sizi, doğum bittikten sonra uyandırmak üzere, tatlı bir rüya alemine gönderecektir.

























