Evlilik ve Seks

Evlilik ve Seks

Günümüzde evlilik hayatı ve manevi aşk üzerine pek çeşitli görüşler vardır. Mutlu bir evliliğin temelini çiftin seks yönünden anlaşması, tabir caizse yataktaki uyumu teşkil eder. Tabii ki, gerçek evlilik için sadece bedensel aşk da yeterli değildir. Evlilik, doğal ve geçici cinsel ilişkilerden, devamlı toplumsal bir anlaşma niteliğiyle aynlır.

Evlilik, hayvanlardaki içgüdüsel cinsi ilişkiler dışındaki anlamıyla, sırf insanlara özgü bir sosyal anlaşma kuruluşudur. Gerçek evlenme, serbest seçmeye dayalı olması gereken, iki varlığın anlaşarak müşterek bir yuva kurma dürtüşüdür. Buna göre evlilikte babalık ve analık içgüdülerinin önemli bir rolü vardır. Günlük zevklerin ötesinde erkekle kadını amaca bağlı bir birlik olarak birleştiren, onlara müşterek gelecek çizen, ortak ıstırap ve muüuluklannda aynı duygulan yaratan ve gelecek kuşaklan bir kan yakınlığı ile bağlayan bedeni, ruhsal ve sosyal bir birleşmedir. Bu mukavele hiçbir ekonomik ve ticari anlaşmaya benzemez. Bunda erkek ve kadın yıllar boyunca ve mutlu evliliklerde ölünceye kadar kendilerini birbirlerine verirler ve bir gaye etrafında toplanırlar. Evlilikle dişi ve erkek tamamlanır. O halde evlilik iki vücudun, iki kalbin, iki ruhun ve daha doğrusu iki kişiliğin birleşmesidir.

Bu evlilik müessesesi nereden çıkmıştır? Bugünkü bilgilerimize göre antik çağda nüfus artışı ve sınıfların karışması mülk sahiplerini kaygılandırıyordu. Oğullan, çoğu zaman otuzuna varmadan evleniyorlardı. Öte yandan kız çocuklar evlenmekte büyük zorluk çekiyorlardı, çünkü zengin delikanlılar kendilerine aşağı sınıf halktan arkadaşlar buluyorlar ve evlenme zamanı gelince onlardan ayrılmaları güç oluyordu. Zenginle yoksul arasında uygunsuz evlilikler gittikçe artıyordu. Büyük bir kusurdu bu. Î.Ö. 451 tarihinde bir kanun kondu, bu kanuna göre vatandaşların oğullarının evlilikleri, kız da tam bir vatandaşın kızıysa geçerli sayılıyordu. Bir erkek geçimini sağladıktan sonra, istediği sayıda kadına sahip olabilirdi, fakat resmen tek kanlı olacaktı. Mülk düzeni bunu gerektiriyordu, çünkü evlilik, çeyiz üstüne kurulmuştu.

Hele Romalılar devrinde evlilik müessesesi mal varlığının dağılmamasını amaçlayan bir kurum haline dönüştü. Evlilik cinsel ve ruhsal yönden her iki eşi doyuma ulaştırmalıdır. Her ne kadar elimizde sıhhatli istatistikler yoksa da, Türkiye’de boşanmalann çoğalmasına neden, değişen toplum yapısı içinde cinsel ilişkilerinde uyum sağlayamayan çiftlerin artık kader, nasip deyip hayat boyu bu beraberliği yürütmek niyetinde olmayışındadır. Çünkü artık evlilikten amaç eskiden düşünüldüğü gibi sadece ana baba olmak değildir. Gerçekleşen boşanmalann istatistikleri, Medeni Kanun’un 134. maddesinde yer alan şiddetli geçimsizliğin gelişimini de veriyor. Buna göre, 1972 yılında 10 bin 66 boşanmanın 8 bin 89′unun kaynağı şiddetli geçimsizlik. 1975′te 12 bin 926 olaydan 10 bin 910′u, 1980′de 15 bin 901 olaydan 13 bin 930u, Î983fte 17 bin 475 olaydan 15 bin 417*si, 1985′te 18 bin 571 olaydan 16 bin 203′ü şiddetli geçimsizlikten kaynaklanmış.

Ancak, yukanda da belirtildiği gibi, şiddetli geçimsizliğin temelinde yatan en önemli etkenlerden biri olan cinsel uyumsuzluk, boşanmak isteyen eşler tarafından açıkça ortaya sürülmediği gibi kayıtlara da geçmiyor. Üstelik, diğer boşanma nedenleri arasında yer alan zina, cana kast ve fena muameleden ötürü evi terk gibi olaylann da büyük ölçüde cinsel kaynaklı olduğunda hukukçular ve bilim adanılan görüş birliği içindeler.

Platonik aşk belli bir kişiye yönelik olarak gerçi bazen yıldırım vari doğar, romantik aşamalar olur, fakat cinsellik içdürtüler her zaman vardır. Bugünkü tıbbi seksoloji bilgilerimize göre bunu artık görmemezlikten gelemeyiz.

Zifaf gecesine kadar, özellikle bizim memleketimizde olduğu gibi, birbirini hakkıyla tanımayan, yolları ve o ana kadar ancak kendileri için yaşamış bulunan, biri dişi ve diğeri erkek iki insan evlilikte birleşirler, işte asıl mesele bu birleşmede tam anlamıyle anla-şabilmektir. Bir erkek veya kız, çok defa rüya ve ümitle karşıdan beğendiği ve bazen da şiddetle hasretini çektiği biri ile evlenir. Fakat bir süre sonra sevgi ve, ilgi gevşekliği belirir ve artık onda eski cazibeyi bulamaz. Kendini zorlar veya eşini zaman zaman aldatır, hatta nefret de edebilir.

Mutlu anlaşan çiftlerde dahi gerçekten de her cinsel ilişkide, er geç, sık ya da ender olarak, cinsel çekiciliğin azaldığı, hatta yok olduğu dönemler ortaya çıkar. Bu, deneyle saptanmış bir olgudur, hiçbir ahlâki kanıt bunu değiştiremez. Cinsel ilgi ısmarlanmaz: Eşler, duygusal hazlara düşkünlük ve sevecenlik ilintisi içinde birbirlerine ne kadar çok uyabilmişlerse, bu dönemler o kadar seyrek ve aşılması kolay olur. Bununla birlikte, her cinsel ilişki zamanla aşınır. Buna aşağıdaki durumlar eklenmese, pek önemli olmazdı:

1.  Cinsel arzunun zayıflaması eşlerden yalnız birinde ortaya çıkabilir.

2. Bugünkü cinsel bağlılıkların çoğunda iktisadi bağlar vardır (kadının ve çocukların iktisadi bağımlılıkları).

3. Bu dış güçlüklerden aytı olarak, cinsel uyumun bozulması halinde başvurulacak biricik mantıklı çözümü karmaşıklaştıran ayrılıp başka bir eş arama güçlüğü oluşturur.

Herkes, sürekli olarak, o günkü cinsel eşinden başka kimselerden gelen cinsel uyarmalarla karşı karşıyadır. Bağlılığın altın çağında bu uyarmalar etkisizdir. Cinsel gereksinmelerin bastırılması onları daha dâ şiddetlendirir. Duygusal düzeyde anlaşamama veya organsal bir nedene bağlı isteksizlik eşe duyulan arzuyu aşındırırlar. Bu aşınmanın en kesin belirtileri şunlarıdır: Sevişmeden önce arzunun azalması, sevişmenin verdiği zevkin zayıflaması. Eşten alman zevkin azalmasıyla başka cinsel nesnelerin arzulanması birbirine eklenir, birbirini güçlendirir. İnsan bu durumdan iyi niyetlerle ya da “sevişme oyunlarıyla kurtulamaz. İşte bu anda son derece tehlikeli olan eşe sinirlenme dönemi başlar, bu sinirlenme, kişinin mizacına ve aldığı eğitime göre, ya dışa vurulur, ya da içe atılır. Şöyle ya da böyle, benzer durumların çözümlenmesinin de gösterdiği üzere eşe duyulan nefret gittikçe artar; eşin başka cinsel nesnelere duyulan arzuyu engellemesi bu artışın gerekçesidir. Eşler boşanmaya varan bir kısırdöngü içinde kalırlar. Halbuki cinsel uyuşmazlığın tedavisi mümkündür.

Evlilik, toplumsal koşullarla birlikte değişen bir kurum olmanın yanı sıra, iki insan arasındaki bir ilişkidir. İki insan geliştikçe aralarındaki ilişki de değişir ve gelişir. Eğer eşler birbirlerindeki bu değişimlerin farkındaysalar ve bunlara uyum gösterebiliyorlarsa, evlilik başarıyla yürüyebilecek ve insanların ev dışı faaliyetleri için sağlam ve güvenli bir zemin oluşturacaktır. Bugün de çok geniş toplum kesimlerinde hâlâ geçerliliğini sürdüren geleneksel tek eşli evlilik biçiminde, erkek ve kadının rolleri kesin çizgilerle belirlenmiştir. Bunlar, birbirlerini tamamlayıcı rollerdir.

Bugün Türkiye’de evliliklerin büyük çoğunluğunu ana-babalar düzenlemektedir. Tüm yerleşme yerlerindeki bazı aile biçimlerinden gelen kadınların üçte ikisinden çoğu, bazılarının onayıyla, bazılarının onayı olmadan (sırasıyla yüzde 67 ve yüzde 11), evliliklerinin başkalarınca ayarlandığını söylemişlerdir. Kadınların ancak yüzde 13′ü ailelerinin de onayını alarak kendi seçimlerini yapmışlardır. Kadınların yüzde 9′u ailelerini kendi seçimleri doğrultusunda etkileyemedikleri için “kız kaçırma” yoluyla evlenmişlerdir.

Bugün Türkiye’de evlenmenin yasal çerçevesini çizen hükümler, 1926 yılında Medeni Kanunun kabulüyle birlikte yürürlüğe girmiştir. Ancak, bu yasal çerçeveyi çiğnememekle birlikte onu tamamlayan ve kısmen de dışına taşan bir çok evlilik töresi İslam hukukundan ve îslamiyetten önceki Türk geleneklerinden kalmadır.

Bu Yazı İle Benzer Yazılar

Kununun Yazarı admin Hakkında

Sitemize hoş geldiniz web sitemizde umarım aradığınız bilgilere alaşabilmişinizdir. yazdığım diğer yazılara ulaşmak için Adminin diğer yazılarına göz at bağlantısına tıklayarak diğer konulara ulaşabilirsiniz. Adminlik yaptığım tek sitem bu değil bir kaç site daha var. Siz değerli internet kullanıcılarının faydalanabileceğine inandığım diğer sitelerime aşşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz. Gelinlikler SGK Film İzle E-Devlet Finans Diğer sitelerdeki konuların bir faydası oldu ise ne mutlu bana.

Leave a comment

Add your comment below, or trackback from your own site. You can also subscribe to these comments via RSS.

Your email is never shared. Required fields are marked *

site ekle